
EMRE'SPACE
EMRE'S SPACE
ANKARA HAVA TAHMİN BİLGİSİ
| O akşam |
|
O siyah gözlerini gördüğüm akşam, Kayboldum gözlerinin karasında. Öyle bir tutku ki, delicesine, İşledi ta iliklerime. Sandım ki, o an, zamanın durduğu andı. Ruhum eridi, bir gölge gibi, O siyah gözlere kandı. Bilmem ki, o akşam mı? Yoksa o gözler mi daha siyahtı? O gözler. Ah o gözler! Sanki amansız bir silahtı. Çevir bakışlarını benden, Bakma. Bakıp da yakma, Desem de aldırma. Sen bak yine, sen yak yine, Razıyım yanmaya gözlerinin ateşinden. Duysan da bir feryat, göğsümün sol köşesinden Bu, yanan kalbimin inlemesidir. Gitme! Sensizlik dayanılmaz, İşte bu, ölümün ta kendisidir |
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
Zayıfım Sanma
Ya Allah,deyince yedi zinciri Kıracak güçtesin, zayıfım sanma. Fikir koşusunda çok dingişleri Yoracak güçtesin, fatihin istanbulu feth ettiği yaştasın
İlmi azık eyle,sabırı silâh; Gittiğin Hak yoldur,yardımcın Allah; Kırk geceden sonra kırk milyon sabah Görecek güçtesin, zayıfım sanma.
Sevda kelep kelep, kin deste deste; Eller tetikdedir, kulaklar seste; En uzak menzile iki nefeste Varacak güçtesin, zayıfım sanma.
Günahkar ne orman, ne balta, ne sap; Akıl yor.. müşkülü halletmez âsap; Mazlumlar adına zalimden hesap Soracak güçtesin, zayıfım sanma.
Kötülük beklenmez yiğitten, mertten Milletim sizinle kurtulur dertten; Haini, zalimi mübarek yurttan Sürecek güçtesin, zayıfım sanma.
Vaktiken çadır kur aşk diyarına; Her şeyin sahibi sensin yarına; Yumruğu TÜRKLÜĞÜN düşmanlarına Vuracak güçtesin, zayıfım sanma.
Yüreğimden Sorulur
Yetim çığlıklarıdır sokaklarda duyulan
Umutlar bir mazlumun gözyaşında boğulur
Kaldırımlar kimsesiz çocuklara armağan
Karanlığın hesabı yüreğimden sorulur
Duyarsın yüreğimin hüzzam şarkılarını
hergece kulağında çınlar titreyen sesim
İçimdeki mevsimler yaşar son baharını
Islak kirpiklerine gömülür son nefesim

|
|
|
Görmesini Bilen Gözler
Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı. Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti. Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.
Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti. Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı. Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler.
Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.
Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu. Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak: "Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?" Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!." diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."

YUNUS EMRE Kaç mevsim bekleyim daha kapında, Ayağımda zincir, boynumda kement? Beni de, piştiğin belâ kabında, O kadar kaynat ki, buhara benzet!
Bekletme Yunus'um, bozuldu bağlar, Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar; Veriyor, ayrılık dolu semalar, İçime bayıltan, acı bir lezzet.
Rüzgâra bir koku ver ki, hırkandan; Geleyim, izine doğru arkandan; Bırakmam, tutmuşum artık yakandan, Medet ey dervişim, Yunus'um medet!
  
MEHTER MARŞI
Gafil ne bilir neşe-i pür şevk-i vegay-ı
Meydan-ı celâdetteki enver-i sefayı
Meydan-i gazâ aşk ile tekbirler alınca
Titrettiğinde rûy-i zemin arş-i semâyı
Allah yoluna cenk edelim, şan alalım şan
Kur'an'da zafer vâdediyor Hazret-i Yezdân
Farz eyledi Halak-u cihan harb-i cihâdı
Hep cenk ile yükselmede ecdadımın adı
Dünyaları feht eyleyen ecdadımız elhak
Âdil idi hıfz eyler idi hakkı ıbâdı
Allah yolunda cenk edelim, şan alalım şan
Kur'an'da zafer vâdediyor Hazret-i Yezdân
Sensizim!! Hergun Her saniye her an seni dusunuyorum.. Sevgilim..sensizlik bana cok aci veriyor.. Canim yaniyor, Icim Aciyor, Gozlerim Agliyor.. Sen akLima geLdiginde!! Gidisin cok ani oLdu.. ALi$amadim.. Icim sizladi sensiz gecen her gecemde.. Nefes alamadim..agladim Ruyalarima daldim...haykirdim... Sensizim..Don artik...    
AGLAMA! GÖZLERİNE YAŞ DEGMESİN... GÜL! DUDAKLARINDAN TEBESSÜM EKSİLMESİN.... SEV! KALBİNDEN YERİM EKSİLMESİN... UNUTMA! SEN SADECE BENİMSİN!.... EMRE'SPACE HOŞGELDİNİZ
Bir duygu doğar benliğime, Sen gelirsin aklıma, Uyku girmez gözüme, Bunun adı özlem, Bunun adı hasret sevdiğim.
Yürürüm koca kentin caddelerinde, Bir sıcaklık eksiktir ellerimde, Bakamam sağa sola başım önümde, Bunun adı özlem, Bunun adı hasret sevdiğim.
Gözlerim yolda kaldı gel artık yeter, Sensizlik gülüm ölümden beter, Tat vermiyor gezdiğim yerler, Bunun adı özlem, Bunun adı hasret sevdiğim,
Yatağım soğuk uzanamamki, Sana sarılmadan uyuyamamki, Gecem bitmez inadına sanki, Bunun adı özlem, Bunun adı hasret sevdiğim.
Geldiğinde mutluluktan uçacağım, Gönlümde huzuru bulacağım, Bilsen sana nasıl sarılacağım, Bunun adı özlem, Bunun adı hasret, Bunun adı sevgi birtanem....... 
Gerçek ise; Yolun yarısında delikanlı frenlerin bozulduğunu anlamış ama bunu kıza belli etmek istememiş. Bunun yerine kızdan kendisini sevdiğini söylemesini ve kendisine son defa sarılmasını istemişti.Sonrada kendi ölümü pahasına kızın başlığı takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı... İşte gerçek aşkın anlamıda buydu... 
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar. Asker teğmenine koştu hemen; -Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyimmi? "Delirdin mi?" der gibi baktı teğmen... -Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın! Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı. -Peki, dene bakalım! Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtladığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü. -Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim! Bu zaten ölmüş... -Değdi komutanım, değdi! Dedi asker. -Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun? -Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu... Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için... Ve hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı "Geleceğini biliyordum!" |
 KİMİ SEVSEM SENSİN Kimi sevsem sensin, hayret Sevgin hepsini nasıl değiştiriyor Gözleri maviyken yaprak yeşili Senin sesinle konuşuyor elbet Yarım bakışları o kadar tehlikeli Senin sigaranı senin gibi içiyor Kimi sevsem sensin, hayret Senden nedense vazgeçilemiyor Her şeyi terk ettim, ne aşk ne şehvet Sarışın başladığım esmer bitiyor Anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli Dudakları keskin kırmızı jilet
Bir belaya çattık, nasıl bitirmeli Gitar kımıldadı mı zaman deliniyor Kimi sevsem sensin, hayret Kapıların kapalı girilemiyor Kimi sevsem sensin, senden ibaret Hepsini senin adınla çağırıyorum
Arkamdan şımarık gülüşüyorlar Getirdikleri yağmur, sende unuttuğum Hani o sımsıcak iri çekirdekli Senin gibi vahşi öpüşüyorlar Kimi sevsem sensin, hayret
İn misin cin misin anlamıyorum
Attilla İLHANr

Ayrılık kapıyı çalıyor açma Biraz daha düşün zamanımız var.. Ne günler yaşadık bak sayfa sayfa Seninle yazılmış romanımız var..
Gönül kapısından hemen uçma dur! Selamsız vedasız böyle kaçma dur! Bilinmez yerlere yelken açma dur! Seninle mutluluk limanımız var! ...
Bir anda yokuşa çevirme düzü Dargınlık bir aşkın tadı ve tuzu Hatırla Tanrıya verdiğin sözü Ayrılmak yok diye yeminimiz var... | | Ahmet Selçuk İlkan |
 |
|
Sevgilim,
aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken
kapılar kapalı, dünya buzlu cam uyuşmuş gözlerimin önünde hayat akıp gidiyor hiç kımıldamadan
ikimizin yerine dinliyorum sevdiğin şarkıları siyah tişörtünü giyiyorum yatarken gömleklerini, kazaklarını, kokunu senin rüyalarını görüyorum ölür gibi uyurken gün boyu elimde kahve fincanı
kapıyı açmıyorum telefonlara çıkmıyorum başını bekliyorum geleceği olmayan hatıraların
Sevgilim, yetimim benim, nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata öldüğünden haberi yok fotoğraflarının    
Beni neden seviyorsun diye sordum? Sen benim parçamsım,evladımsın, yaşama sebebimsin. Senin canın acısa benim canım acır, sen mutluysan ben de mutluyum. Sen benim bütün dünyamsın, dedi. Gülümsedim. Beni neden seviyorsun diye sordum? Beni bu dünyaya getiren sensin,annemsin, iyi deve kötü de hep yanımda oldun ve bundan sonrada olacağını biliyorum. Sorgusuz sualsiz kahrımı çekensin,sen bu dünyada huzur bulduğum yegane sığınağımsın, dedi. Gülümsedim. Beni neden seviyorsun diye sordum? Sen benim acı, tatlı bir çok şey paylaştığım kardeşimsin. Dünyaya saldığım köklerin bir parçasısın, kanımdansın ailesin. Sana yapılmış kötülük bana yapılmış demektir. Bütün dünya bana kapılarını kapasa,sen kapamazsın bilirim, dedi. Gülümsedim. Beni neden seviyorsun diye sordum? Sen benim ruhumun öbür yarısısın, aşkı yaşadığımsın, yaşamı benim için anlamlı kılansın. Sensiz geçirdiğim her an kayıp bana. Sen benim herşeyimsin, sensiz hayat ölümle bir benim için, dedi. Gülümsedim. Beni neden seviyorsun diye sordum? Dert ordağımsın, kahkahamsın, neşemsin. Başıma ne gelirse gelsin, dünyanın neresinde olursan ol, her zaman yanımda olacağını biliyorum.Karanlıkta el fenerim, çöl sıcağında şemsiyemsin. Dostluğunu hiçbirşeye değişmediğimsin dedi. Gülümsedim. Beni neden seviyorsun diye sordum? Çok acaip bir şey sormuşum gibi şaşırdı önce, sonra başını öne eğip düşündü bir süre. Sonra gözlerimin içine bakıp gülümsedi. Seni sevmemek elimden gelmediği için, herhelde dedi.Gülümsedim. Ben sevdiğini anladım. Bana göre sevginin tek bir türü var arkadaş. Sevgi ne yaşananlar, ne de yaşanacaklardır. Sevgi işte şu an içine dolandır.Neden, ne zaman, nerde, nasıl olduğunu açıklayamadığındır. Başlangıcı yoktur ki sonu olsun. 
BUDA BENİM LOGOLARIM İSTEDİGİNİZİ KOPYALA BİLİRSİNİZ

LOGOMUN HTML'Sİ
<P><A href="http://spaces.msn.com/emreben1992"><IMG style="WIDTH: 251px; HEIGHT: 126px" height=154 alt="EMRE'SPACE" src="http://img516.imageshack.us/img516/8977/nfy3390817fm.gif" width=243 border=0></A> </P> <P><FONT color=#fff068></FONT> </P>



SPACEKARDEŞLİGİ
CHECHENİN SAYFASI

ERGENEKON-MEHMET
REİS ERHAN KENDİSİ BABAM OLUR
KAYA GOLD
BERKANS WEB SİTE

SIEDA'NIN DÜNYASI
KIRMIZI'NIN SAYFASI
KOCAELİ SPACE

MUSALİ

GİRESUN SPACE
SPACE ÇAGRI
CAGATAY'S

GRUP SPACES

EMRE'SPACE

GÖKHAN


K.İ.B'YE GİRİŞ

ÖZGÜR DÜNYA

AHMET TURAN
VALLAHA TIKLAMASAK TARIYORMUŞ
SPACES LİST LOGO DOLU İÇİ
KOZANIN SAYFASI 
HALİL'İN YERİ
YABANCI MEKANI
AHMET KOCAKAYA ŞOV
ZEKAİ YILMAZ
DREJ'İN DÜNYASI
SECO'NUN SPACESİ
  LOGONUZ YOKSA AŞAGIDAKİ LOGOLARDAN BİRİNİ SEÇİN NUMARASINI BANA YOLLAYIN BENDE SİZE YAPIP YOLLUYUM!...
17


ATATÜRK'ÜN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABESİ - ORİJİNAL
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı!
İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Ankara, 20 Ekim 1927
-o-
ATATÜRK'ÜN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABESİ - YENİ TÜRKÇE
Ey Türk Gençliği!
Birinci ödevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli güven kaynağıdır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyen kötücüller bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan; ödeve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanaklar ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir utku kazanmış olabilirler. Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemilikleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine düşman girmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve korkunç olmak üzere, yurdunda, iş başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık içinde olabilirler. Üstelik, hainlik de yapabilirler. Daha kötüsü, iş başında bulunan kişiler, kendi çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.
Ey Türk geleceğinin gençliği!
İşte, bu ortam ve koşullar içinde bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda vardır!
Söylev' den 20 Ekim 1927
ANILARLA ATATÜRK
HAPI YUTARDI
Atatürk Galatasaray Lisesi'nde öğrencilerden birine sordu: -Nil olmasaydı, Mısır ne olurdu? Öğrenci,çabuk yanıt vermek için boş bulunup: -Hapı yutardı...dedi. Bu yanıt Atatürk'ün hoşuna gitti.Öğrenciye on numara verdi.
YURDUMUN TOPRAĞI TEMİZDİR
Kral Edvard İstanbul'a geldiği zaman,yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı. Atatürk rıhtımda onu bekliyordu.Deniz dalgalıydı.Kralın bindiği motor,inip çıkıyordu. İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada,eli yere değerek tozlandı. O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk: -Yurdumun toprağı temizdir,o elinizi kirletmez,diyerek Kralı elinden tutup rıhtıma çıkardı.
DEVRİM BİR ANDA OLUR YA DA OLMAZ
Atatürk yazı devrimini gerçekleştirmişti. Yaşlı,genç,kadın,erkek tüm yurttaşlar yeni harfleri öğrenmek için gece gündüz kurslara gidiyorlardı. Devrimi izleyen iki yıl içinde bir buçuk milyon vatandaş okur yazar olmuştu. yazı devriminin en dikkate değer yanı,Atatürk'ün bu devrimin yerleşmesinde en ufak bir ihmali bile kabul etmemiş olmasıdır. Örneğin bazı kimseler kendisine: -Paşam,ilkokulların ilk sınıflarından itibaren yeni harflerle öğretime başlayalım. O kuşakla birlikte ortaokulu,liseyi ve üniversiteyi izletelim,diyorlardı. Atatürk bu görüş ve düşüncelerin hiçbirisine yanaşmadı. -Devrim ya bir anda olur,yada hiç olmaz,dedi.
YAPACAKLARIMDAN SÖZ EDİN
Bir soruşturma dolayısıyla,Atatürk'ün başardığı işlerden Vasıf Çınar söz açmıştı. Kendisine Sordu: -Sizin en büyük eseriniz hangisidir? Atatürk'ün kısa cevabı şu olmuştu: -Benim yaptığım işler,biri ötekine bağlı gerekli olan işlerdir.Fakat,bana yaptıklarımdan değil, Yapacaklarımdan söz edin.
BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK
Yazı devriminden sonra(1928),Atatürk'ün kara tahta başındaki resmi görülünce,O'na "başöğretmen" denilmeye başlanmıştı. Aslında,adlandırmada geç kalınmıştı. Kurtuluş Savaşı'ndan hemen sonra,bir İstanbul gazetecisi kendisine şöyle bir soru yöneltmişti: -Yurdu kurtardınız.Şimdi ne yapmak istrerdiniz? Hiç duraklamadan şu cevabı vermişti: -Milli Eğitim Bakanı olarak Türk Kültürünü Yükseltmeye çalışmak,en büyük amacımdır. Ondan sonra Atatürk nerede görünse,mutlaka orada bir okula girer,öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu. Birgün Atatürk'ün yolu köy okuluna düştü.Tek sınıflı okulda bir genç öğretmen ders veriyordu. Atatürk sınıfa girince,öğretmen kürsüsünü terk etti. Atatürk: -Hayır,yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz,dedi.Eğer izin verirseniz,bizde sizden faydalanmak isteriz.Sınıfa girdiği zaman,Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.
ATATÜRK'ÜN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABESİ - ORİJİNAL
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı!
İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Ankara, 20 Ekim 1927
-o-
ATATÜRK'ÜN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABESİ - YENİ TÜRKÇE
Ey Türk Gençliği!
Birinci ödevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli güven kaynağıdır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyen kötücüller bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan; ödeve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanaklar ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir utku kazanmış olabilirler. Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemilikleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine düşman girmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve korkunç olmak üzere, yurdunda, iş başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık içinde olabilirler. Üstelik, hainlik de yapabilirler. Daha kötüsü, iş başında bulunan kişiler, kendi çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.
Ey Türk geleceğinin gençliği!
İşte, bu ortam ve koşullar içinde bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda vardır!
Söylev' den 20 Ekim 1927
ANILARLA ATATÜRK
HAPI YUTARDI
Atatürk Galatasaray Lisesi'nde öğrencilerden birine sordu: -Nil olmasaydı, Mısır ne olurdu? Öğrenci,çabuk yanıt vermek için boş bulunup: -Hapı yutardı...dedi. Bu yanıt Atatürk'ün hoşuna gitti.Öğrenciye on numara verdi.
YURDUMUN TOPRAĞI TEMİZDİR
Kral Edvard İstanbul'a geldiği zaman,yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı. Atatürk rıhtımda onu bekliyordu.Deniz dalgalıydı.Kralın bindiği motor,inip çıkıyordu. İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada,eli yere değerek tozlandı. O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk: -Yurdumun toprağı temizdir,o elinizi kirletmez,diyerek Kralı elinden tutup rıhtıma çıkardı.
DEVRİM BİR ANDA OLUR YA DA OLMAZ
Atatürk yazı devrimini gerçekleştirmişti. Yaşlı,genç,kadın,erkek tüm yurttaşlar yeni harfleri öğrenmek için gece gündüz kurslara gidiyorlardı. Devrimi izleyen iki yıl içinde bir buçuk milyon vatandaş okur yazar olmuştu. yazı devriminin en dikkate değer yanı,Atatürk'ün bu devrimin yerleşmesinde en ufak bir ihmali bile kabul etmemiş olmasıdır. Örneğin bazı kimseler kendisine: -Paşam,ilkokulların ilk sınıflarından itibaren yeni harflerle öğretime başlayalım. O kuşakla birlikte ortaokulu,liseyi ve üniversiteyi izletelim,diyorlardı. Atatürk bu görüş ve düşüncelerin hiçbirisine yanaşmadı. -Devrim ya bir anda olur,yada hiç olmaz,dedi.
YAPACAKLARIMDAN SÖZ EDİN
Bir soruşturma dolayısıyla,Atatürk'ün başardığı işlerden Vasıf Çınar söz açmıştı. Kendisine Sordu: -Sizin en büyük eseriniz hangisidir? Atatürk'ün kısa cevabı şu olmuştu: -Benim yaptığım işler,biri ötekine bağlı gerekli olan işlerdir.Fakat,bana yaptıklarımdan değil, Yapacaklarımdan söz edin.
BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK
Yazı devriminden sonra(1928),Atatürk'ün kara tahta başındaki resmi görülünce,O'na "başöğretmen" denilmeye başlanmıştı. Aslında,adlandırmada geç kalınmıştı. Kurtuluş Savaşı'ndan hemen sonra,bir İstanbul gazetecisi kendisine şöyle bir soru yöneltmişti: -Yurdu kurtardınız.Şimdi ne yapmak istrerdiniz? Hiç duraklamadan şu cevabı vermişti: -Milli Eğitim Bakanı olarak Türk Kültürünü Yükseltmeye çalışmak,en büyük amacımdır. Ondan sonra Atatürk nerede görünse,mutlaka orada bir okula girer,öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu. Birgün Atatürk'ün yolu köy okuluna düştü.Tek sınıflı okulda bir genç öğretmen ders veriyordu. Atatürk sınıfa girince,öğretmen kürsüsünü terk etti. Atatürk: -Hayır,yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz,dedi.Eğer izin verirseniz,bizde sizden faydalanmak isteriz.Sınıfa girdiği zaman,Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.

|
|
|
BELKİ SEN YOKSUN
Belki de sahiden bırakacaksın beni. belki de ben bırakılması elzem en zararlı alışkanlığım.
Belki bir hata idi benle olmak ve hayaller kurmak.
hayallerin hepsi de işkembe-i kübradan sallanmış şeyler ki sırf belki de sırf
senin ellerini tutmak ve ensene arkadan
bir öpücük kondurmak için
belki de.
belki de dünya zaten dönmüyor, ve Pakistan'da binlerce kişi ölmedi depremde
ve donmuyor kalanları.
Şırnak'ta sevgi yok belki de,
elleri ve yüreği olan bir sevgi.
belki de küre zaten yok
ve zaten ısınmamakta yüreği,
erimemekte buzulları,
yükselmemekte denizleri.
Telef edilmiş kuşlar,
ve hatta kuş gribi yok belki de.
Belki gökyüzü bile yok.
Belki sen yoksun, belki de ben. Belki ve belli ki biz yokuz sade bu dünyada, sevgi var bizden öte öteden beri.
|
 
İLGİNÇ OLAYLAR!!!...
Yarım tonluk adam!
Meksika'da yaşayan, Dünya'nın en ağır insanı olduğu tahmîn edilen yarım tonluk adam, kilo vermesini sağlayacak ameliyat için İtalya'ya gidecek.
Tek başına ayakta duramayan ve son 5 yıldır yatağa bağımlı yaşayan 550 kiloluk Manuel Uribe'nin İtalya'ya gidebilmesi için özel bir uçak seferi gerekecek.
Doktorlar Uribe'ye, fazla kaloriler bağırsaklarda emilmeden yiyeceklerin sistemden çabucak geçmesini sağlayacak bir baypas ameliyatı uygulayacak. Ameliyatın bu ay başlarında olması planlanıyor.
Uribe, bu yıl başında Meksika televizyonuna çıkarak yardım çağrısında bulunmuş, bu vak'a ile ilgilenen İtalyan doktor Giancarlo De Bernardinis, bir tıp ekibiyle birlikte Meksika'ya giderek hastanın durumunu incelemişti. Doktorlar, ameliyattan sonra Uribe'yi daha makul bir kiloya (150 kilo) indirmeyi planlıyor.
Hadım edilen Çinli'ye 62 bin dolar
Çin'deki bir hastanede 19 yıl önce yanlışlıkla hadım edilen bir kişiye yaklaşık 62 bin dolar tazminat ödenecek. Gazeteler, kuzeydeki Anşan kentinde yaşayan Dou Xueliang'in 1987'de cinsel organındaki bir enfeksiyon nedeniyle hastaneye gittiğini, ancak Dou'nun kanser olduğunu zanneden doktorların organın büyük bir bölümünü kestiğini yazdı. Cinsel işlevlerini kaybeden ve doktorların yazdığı çok sayıda ağrıkesici nedeniyle bağımlı hale gelen Dou'nun yıllardır devam eden hukukmücadelesi bu hafta son buldu. Liaoning mahkemesi, olaya karışan 3 hastanenin Dou'ya toplam 565 bin 101 yen (yaklaşık 62 bin dolar) tazminat ödemesine karar verdi. Bu rakam, genellikle aylık kazancı 1000 yeni geçmeyen bir Çinli için servet anlamına geliyor.
Erkekler daha çok intihar ediyor!
Türkiye'de intihar eden erkeklerin sayısı kadınlardan daha fazla. Erkekleri geçim zorluğu, kadınları ise duygusal ilişki intihara itiyor.
Geçimsizlik ve sıkıntı Çalışmasında, intihar-cinsiyet ilişkisini incelerken, erkeklerin kadınlardan daha sık intihar ettiklerini gördüklerini belirten İçli, 'Cinsiyete göre intihar nedenleri incelendiğinde, aile içi geçimsizlik ve hastalık, kadınların en belirgin intihar nedeni olarak bulundu. Bunun yanında, geçim zorluğu erkeklerin, hissi ilişki ve istediği kimseyle evlenememe de kadınların intiharlarında sık görülen nedenler olarak saptandı' dedi.
Evli çiftlerde az görülür Evli nüfusta intihar oranının düşük oluşu, evliliğin intiharı azaltıcı bir rol oynadığını, ancak tümüyle engelleyemediğini gösteriyor. Genel olarak aile içi geçimsizlik nedeniyle intiharın yüksek olduğu bölgelerde, boşanmış kadın ve erkeklerin intihar oranı da yüksek bulunmuş. Eşi ölmüş erkeklerin intihar oranı da yükseklikleriyle dikkati çekiyor.
Erkekler mi, kadınlar mı daha şanslı?
Erkekler ve kadınlar arasındaki farklılıklar ve bu farkların sağladığı yararları hiç düşündünüz mü?
Aşağıdaki liste oluşturulurken biraz espri katılmış ancak söylenenlerin doğruluk payı da hayli yüksek... KADINLARA GÖRE ERKEKLERİN AVANTAJLARI... * Tüm uzaktan kumandaların hakimisiniz. * Filmlerde hep kadınlar soyunuyor. * Bavulunuzu hazırlamak, sadece "reklamlar" kadar sürüyor. * Hayat boyu sürecek, gerçek bir dostunuz var: Futbol. * Sürekli arkadaşlarınızın seks hayatını analiz etmek zorunda değilsiniz. * Şişmanlamak sizi fazla üzmüyor. * Göğsünüzü, sutyene sıkıştırmak zorunda değilsiniz. * Başvurularda, kalçalarınızın bir önemi yok. * Sürekli bir sürü lüzumsuz şeyin içinde bulunduğu bir çanta taşımak zorunda değilsiniz. * Tuvalete yalnız gidebiliyorsunuz. * Bulaşıkları yıkamayı karınıza bırakabiliyorsunuz. * Erotik çamaşırlarla dolaşmanızı bekleyen yok. * Külotlarınızın üçünü 5 YTL'ye alıyorsunuz. * Çiçek vererek, her hatanızı düzeltebiliyorsunuz. * Hamilelikte oluşan çatlaklarla uğraşmıyorsunuz. * Biriktirdiğiniz parayı silikon ya da yağ aldırmaya harcamanız gerekmiyor. * Bir ayakkabı dolabına ihtiyacınız yok. Çünkü sadece iki çift ayakkabınız var. * "Yeni saçımızı fark eden oldu mu?" diye kaygınız yok. * Saçınıza düşen aklar ve yüzünüzde beliren kırışıklıklar sizi daha çekici hale getiriyor. * Ormanda tuvaletinizi yaparken, poponuzu karıncalar ısırmıyor. * Migren taklidi yapmanıza gerek yok. Çünkü sizin canınız her zaman istiyor. Çorapların kaçması gibi bir sorununuz yok. ŞİMDİ SÖZ ERKEKLERDE... * 30 yaşından sonra tepenizdeki saçlar dökülmeye başlamıyor. * Birden fazla uyarılma noktasına sahipsiniz. * Burun ve kulaklarınız kıllarla kaplanmıyor. * Aylık giderinizin bir bölümünü erotik dergilere ayırmak zorunda değilsiniz. * Hem duygularınız var, hem de bunlar hakkında konuşabiliyorsunuz. * Ne kadar içerseniz için, kemerinizi asla bira göbeğinin altından bağlamak zorunda değilsiniz. * Doğuştan doğru hediyeyi verme yeteneğiniz var. * Meşrubat kolilerini 6'ncı kata kadar kendiniz taşımak zorunda değilsiniz. * İstatistiklere göre, siz kocanızdan 7 yıl daha uzun yaşayacaksınız. * Otomobilin patlayan lastiğini değiştirmeyi bilmek zorunda değilsiniz. * Yuvarlak meşin olmadan da hafta sonunun tadını çıkarabiliyorsunuz. * Sinemada gözyaşlarına boğuldunuz diye utanmanıza gerek yok. * Ömrünüzün 2 bin 600 saatini tıraş olarak harcamıyorsunuz. * Yatakta başarısız olma durumunuz yok. * Umumi tuvaletlerde herkes sizi izlemiyor. * Kariyer yapmak zorunda değilsiniz. * Komşunuza en büyük sırlarınızı bile anlatabilme gücüne sahipsiniz. * Anne olmanın tadına varabiliyorsunuz.
En yaygın kan grubu A Rh pozitif!...
Türkiye'de halkın yüzde 39'unun taşıdığı A Rh pozitifin en yaygın kan grubu, yüzde 1'inin taşıdığı AB Rh negatifin ise en az rastlanan kan grubu olduğu ortya çıktı.
İşte Türkiye'nin kan grubu haritası. Türkiye Kızılay Derneği, kan bağışını artırmak amacıyla yürüttüğü kampanya çerçevesinde halkı bilgilendirici broşürler bastırdı. Türkiye'de kan gruplarının görülme sıklığına yer verilen broşürlere göre, halkın yüzde 39'u A Rh pozitif, yüzde 29'u 0 Rh pozitif, yüzde 14'ü B Rh pozitif, yüzde 6'sı A Rh negatif, yüzde 5'i AB Rh pozitif, yüzde 4'ü 0 Rh negatif, yüzde 2'si B Rh negatif, yüzde 1'i de AB Rh negatif kan taşıyor. SIK SORULAN SORULAR Broşürlerdeki kan bağışıyla ilgili sık sorulan sorular ve yanıtları da şöyle: -Kimler kan bağışlayabilir: 18-65 yaş arası önemlibir sağlık problemi bulunmayan, vücut ağırlığı 50 kg'ın üzerinde olan kişiler. -Ne sıklıkla kan verilir: Bağışlar arasında en az 2 ay ara olacak şekilde senede 4 kez kan bağışlanabilir. -Kan bağışlamaya gelirken yanımda ne getirmeliyim: Resmi kimlik belgesi yeterlidir. -Kan bağışı ne kadar zaman alır: Kayıt, muayene, kan verme ve ikram işlemlerinin hepsi 30-35 dakika sürer. -Acı hisseder miyim: Evet. Ama sadece iğne cildinizi geçerken ağrıhissi duyarsınız. İğnelerin uç keskinliği ve eğimi ağrıya en az neden olacak şekilde tasarlanmış, silikonla kaplanmıştır. -Her bağışımda form doldurmam gerekli mi: Evet. Formdaki sorulara vereceğiniz samimi ve doğru cevaplar yapılacak tüm tarama testlerindendaha geçerlidir. -Vücudumda ne kadar kan var: Erişkin bir insanda ideal kilosunun yüzde 8'i kadar kan vardır. Pratik olarak 5 bin-6 bin mililitre olarakhesaplanır. -Ne kadar kan alınıyor: 405-495 mililitre. -Sarılık geçirdim kan bağışlayabilir miyim: B ve C tipi sarılık geçirenler hiçbir zaman kan bağışı yapamaz. -Kan bağışlandıktan sonra herhangi bir değişiklik hisseder miyim: Tavsiyelere uymuşsanız yarım saat içinde günlük aktivitelere dönebilirsiniz. Ancak aşırı dikkat gerektiren ve güç harcanan meslek sahiplerinin kan bağışladıkları gün dinlenmeleri tavsiye edilir. -Kanım kullanılmadan önce test ediliyor mu: Mutlaka! AIDS, C ve B tipi sarılık, frengi ve kan grubu testi her bağışta yapılır. Ancak herhangi bir şüphe üzerine test yaptırmak amacıyla kan bağışlayanlara bundan vazgeçmeleri öneriliyor. -Test sonuçlarım pozitif bulunmuşsa ne olur: Paniğe kapılmayın. Budurumda doğrulama testleri yapılarak kan merkezi doktorunca size bilgiverilecek. -Kansız kalır mıyım: Hayır. Bağış öncesi yapılan test sonucu kan düzeyi düşük bulunan kişilerden kan alınmaz. -Kilo alıp verir miyim: Hayır. Kan bağışının bilimsel olarak kanıtlanmış bu tür yan etkileri yoktur. -İlaç kullanıyorum kan bağışlayabilir miyim: Bazı ilaçlar kan bağışı için engel oluşturabilirler. Bu durum bütün ilaçlar için geçerli değildir. Lütfen kullandığınız ilaçları kan merkezi doktoruna bildirin. -Kan bağışı yapmak alışkanlık veya bağımlılık yapar mı: Bilimsel olarak kan bağışının bağımlılık yaptığını gösteren bir çalışma yoktur. -Kan bağışladığım zaman AIDS veya herhangi bir hastalık bulaşır mı: Kan alımı işlemindeki iğneler tek kullanımlık ve sterildir. Bu nedenle herhangi bir hastalığın bulaşma riski yoktur. KAN BAĞIŞLAYANLAR NELERE DİKKAT ETMELİ Broşürlerde kan bağışlayanlara yönelik şu önerilerde bulunuluyor: -Kan alındıktan sonra 30 dakika geçmeden sigara içilmemeli, -Kan alınan kolunuzla ilk birkaç saat ağır bir şey kaldırmayın, -İlk 4 saat her zamankinden daha fazla sıvı alın, -Bir sonraki öğünden önce alkollü içecek almayın, -Aynı gün ağır spor hareketleri yapmayın, sauna ve hamam gibi sıcak ortamlarda bulunmayın, -Ağır ve aşırı dikkat gerektiren işlerde çalışanlar 24 saat dinlenin, -Baygınlık hissi, baş dönmesi olursa bir yere uzanın ve başınızı iki dizinizin arasına alacak şekilde oturun.
Türklere mahsus ölümler!
|
* Kurban bayramında kaçan koçların boynuzlarını bir yerlerine sokması sonucu ölüm (K.Maraş'ın Çoğulhan Kasabası).
* Mideye kaçan sineği öldürmek için ağza Sheltox sıkmak suretiyle ölüm (İstanbul/Sultanbeyli)
* Bir arabaya 11 kişi binip viyaduğe uçmak (Molla Gürani Viyadüğü/İstanbul)
* Katta olmayan asansöre binme teşebbüsü (Ali Kırca/Kuruçesme'deki evinde; sadece yaralanma).
* Balkona 50 kişi çıkılması sonucu balkonun çökmesiyle oluşan toplu ölüm. (Dudullu'da bir Köy nişan töreninde).
* Ormanda zehirli mantarları ailece yiyerek," anaa ne guzel!" deyip akşama evde ölü bulunan Türk ailesi (Datça'da).
*Yatağındaki tahtakurusu veya bilimum haşeratı öldürmek için yatağı ilaçladıktan biraz sonra uykuya dalarak göçmek (Bodrum/Yalıkavak Köyü).
* Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı ayağını silkeleyerek çıkarmaya çalışan kişinin, elektrik çarptığını sanan yardımsever bir laz tarafından kafasına kürek, kalas vb vurularak ölmesi. (Rize/Ardeşen Kasabasi/Tunca Köyü'nde).
* Yolda mutlu, mesut yürürken kafaya balkon düşmesi (Gene Dudullu'da).
* Para çekmek amacıyla girilen bankamatik gişesinde elektrik çarpması sonucu ölüm. (Ziraat Bankasi, Bozcaada Şubesi)
* Trafik kazasından yaralı olarak kurtarılıp, hastaneye kaldırılırken ambulansın kaza yapması sonucu ölüm. (Ülkemizin bir çok şehrinde)
*Alkollü durumda TEM otoyolunda seyreden bir araçtaki beş kişinin; süper fm'de çalmaya başlayan oynak bir şarkı sonrası aracı sağa çekmesi ve Otoyol da göbek atmaya başlaması üzerine 5 kişiden 3'ünün ayrı ayrı araçların çarpması sonucu ölümü (Adapazar/Hendek).


| Ruh ufuksuz yaşamaz. Dağlar ufkunda mehabet, Ova ufkunda huzur, Deniz ufkunda teselli duyulur. Yalnız onlarda bulur ruh ezeli lezzetini. Bu ufuklar avutur ruhu saatlerce, fakat Bir zaman sonra derinden duyulur yalnızlık. Ruh arar kendine bir ruh ufku. Manevi ufku pek engin ulu peygamberler - Bahsin üstündedir onlar-lakin Hayli me'ud idiler dünyada; Yaşıyorlardı havarileri, ashabiyle; Ne ufuklar! Ne güzel ruh imiş onlar! Yarab! Annemin na'şını gördümdü; Bakıyorken bana sabit ve donuk gözlerle, Acıdan çıldıracaktım. Aradan elli dokuz yıl geçti. Ah o sabit bakış el'an yaradır kalbimde, O yaşarken o semavi, o gülümser gözler Ne kadar engin ufuklardı bana; Teneşir tahtası üstünde o gün, Bakmaz olmuşlardı artık bu bizim dünyaya. Yaşıyan her fani Yaşıyan ruh özler, Her sıkıldıkça arar, Dar hayatında ya dost ufku, ya canan ufku.
| |
|
|
 |
Yolculuk son bulmak üzere, ufuk göründü, Sapsarı neyi varsa o yemyeşil baharın. Ruh uçup gitmeye âmâde bir yaprak gibi, Son noktayı koyacak kaleme kalmış karar. Birden renk renk her şey uhrevîliğe büründü, Meltemleri duyuluyor öteki diyarın; Bir bir göründü yalancı hülyaların dibi, Sırtımda koskoca dağ, ümitlerimde bahar... Titriyor ağaç yaprakları gibi her yanım, Âdeta bir ızdırap terazisiyim şu an; Bir kefede endişe, öbüründe tam güven, Sevinçleri sarıyor dalga dalga kederler; Bazen tam mesrûr, bazen de nâlân u giryanım, Gördüğüm ihsanlara denk her günkü imtihan... Tıpkı kar karışımı yağmur ufkuma inen; Her gün bir başka türde kapanmakta perdeler... Mîad tamam gibi ufukta yeni bir şafak, Her zaman başucumda ötelerin gölgesi; Görmüştüm o tulûu gönlümde perde perde, İlk günümün ışıklarından daha da rengin, Hizmet varsa şayet değer az daha yaşamak; Şimdilerde göz ağrım sırf O'nun bilinmesi. Bir şey diyemem, belki birkaç adım ilerde, Tam biliniverir beklediğimden de engin...
|
|
|
.
|
|
|

Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvalanmış içimde keder
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hic bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mi hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parca kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm
zehir zemberek aşkımız

Attila İlhan
  
Dün gece gördüm düşümde Seni özledim anne Elin yine ellerimde Gözlerin ağlamaklı Gözyaşlarını sildim anne Camlar düştü yerlere Elim elim kan içinde Yanıma gel yanıma anne İki yanımda iki polis Ellerim kelepçede Beni bul beni bul anne Dün gece gördüm düşümde Seni özledim anne Gözlerinden akan bendim Düştüm göğsüne Söyle canın yandı mı anne Camlar düştü yerlere Elim elim kan içinde Yanıma gel yanıma anne İki yanımda iki polis Ellerim kelepçede Beni bul beni bul anne
Bayrak... 
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü Kız kardeşimin gelinliği, Şehidimin son örtüsü, IŞIK ışık dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum Senin destanını yazacağım, Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım, Seni selamlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım, Dalgalandığın yerde ne korku ne keder, Gölgende bana da bana da yer ver. Sabah olmasın günler doğmasın ne çıkar, Yurda ay yıldızının ışığı yeter, Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün, Kızıllığında sığındık, Dalgalardan çöllere düşürdüğü Gölgene sığındık, Ey şimdi süzgün rüzgarlarda dalgalı Barışın güvercini, savaşın kartalı Yüksek yerlerde aşan çiçeğim Senin altında doğdum Senin dibinde öleceğim, Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim Yer yüzünde yer beğen, Nereye dikilmek istersen, Söyle seni oraya dikeyim...


Hayatı boyunca, kapkaranlık, sessiz kafatasının içinde kendisine gösterilen görüntüleri izleyen, düşünen, sonuç çıkaran, karar veren bilinç sahibi varlık kimdir? Bütün bunları algılayan, bilinci meydana getiren varlığın, şuursuz atomların oluşturduğu, su, yağ protein gibi maddelerden meydana gelen beyin olamayacağı açıktır. Beynin ötesinde, çok daha farklı bir varlık olmalıdır. Çanakkale Şehidlerine Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, - Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı” Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk. Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk. Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela... Hani tauna da zuldür bu rezil istila... Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrarı ! hayasızcasına, Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz... Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz. Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab, Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab. Öteden saikalar parçalıyor afakı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller, Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyare. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman o orduyu seyret ki, bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram? Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam
 

|
|
|
|